|
BU YASAMDA DEGIL
Agustos ayinin kavurucu sicagi daha ögle vakti gelmeden ortaligi
yakmaya baslamisti bile. Adanin tek yerlesim yeri olan Kritos köyü,
derin bir sessizlikle hasir nesir, ilk defa gören birine terkedilmis
izlenimini yasatacak kadar ölü bir görünüme sahipti. Sicaktan
bunalan köy halki daha simdiden serin kuytulara saklanmisti. Küçük
köy meydanina bakan kahvenin Küçük köy meydanina bakan kahvenin
önündeki çardagin gölgesinde genç bir çocuk, sicagin etkisiyle
uyukluyordu. Arada bir kendini gösteren rüzgar, bos meydanda küçük
hortumlar yaratarak toz kaldiriyordu. Köyün tek gölgelik bölgesi
olan dar sokaklara bakan evlerin kapi önlerinde tek tük kadinlar
basamaklara oturmus, bir yandan örgü örerken bir yandan da yorgun
sohbetler ediyorlardi. Sicak, hayatin her yönüne etki ediyordu.
Insanlar enerjilerini harcamamak konusunda azami özen
gösteriyorlardi sanki. Uzaklardan arada sirada bir köpek havlamasi
duyuluyordu -muhtemelen çocuklarin rahatsiz etmesi yüzünden. Köyün
içinden geçen kurumus dere yatagi üzerindeki tas köprü üzerinde bir
kaz sürüsü her zamankinin aksine sicagin etkisiyle sessizce
meydandaki çesmeye dogru ilerliyordu.
Köy, üçyüzyil önce küçük bir tepenin, denize bakan yamacinda
kurulmustu. Denizin koyu lacivert rengi adanin agaç ve yesil yoksunu
toprak rengi ile hos bir tezat olusturuyordu. Kiyida ve tepenin
yamacindaki küçük zeytin agaci topluluklarindan baska öyle aman aman
bir bitki örtüsü de yoktu zaten.
Sahildeki balikçi barinaginin hemen yanindaki tavernanin önündeki
iskelede, küçük bir çocuk balik tutuyordu. Basindaki parçalanmis
hasir sapka ile günesten korunmaya çalisiyordu. Derisi güneste
durmaktan simsiyah olmustu. Büyük bir dikkatle eli misinadan gelecek
herhangi bir harekete karsi tetikte dururken neredeyse nefes bile
almiyordu.
Tavernanin önündeki çardagin gölgesinde pinekleyen ihtiyar adam kuru
toprak gibi kiris kiris olmus yüzünü burusturarak;
- Deli çocuk. Balik tutacagim derken beyni haslanacak diye söylendi.
- Hey Biko! Birak artik su balik tutma isini. Basina günes geçecek.
- Dede ya, baliklari kaçiracaksin. Gürültü etme. Hem zaten sapkam
var, bir sey olmaz. Diye cevap verdi çocuk.
- Sapkasi varmis. Saçini bile zor koruyor o çaput diye mirildandi
ihtiyar adam.
Aradan yarim saat geçmisti. Çocuk hala büyük bir sabirla hiç
kipirdamadan gözü suyun yüzeyinde elindeki misinadan gelecek
harekete karsi tetikte bekliyordu. Giderek umudunu ve heyecanini
yitirmeye baslamisti ama yine de kendisine beceremedi dedirtmemek
için büyük bir ciddiyetle beklemeye devam ediyordu.
Rüzgarin, kayalar ve agaçlar arasinda dansederken çikardigi sesten
baska hiçbir ses duyulmuyordu. Birden uzaklardan bir gemi düdügü
duyuldu. Çocuk heyecanla basini kaldirdi ve adaya yaklasmakta olan
gemiyi gördü. Bu, yaz aylarinda haftada bir adaya ugrayan Mare di
Capri adli yolcu gemisiydi. Adanin tarihi özelligi nedeniyle buraya
ugrar, dört bes saatlik bir ada turu düzenlenirdi. Yolcular gemiden
inmeden önce köyün çocuklari, sandallarla adanin küçük koyunda
demirleyen geminin yanina kadar gidip, turistlerden suya bozuk para
atmalarinin isterler sonra dalip, atilan para dibe ulasmadan
çikarirlardi. Bu gösteri turistlerin hosuna giderdi. Gösterinin
yildizi Yannis adinda onsekiz yasinda bir delikanliydi. Derinlik ne
olursa olsun atilan parayi kesinlikle çikarirdi. Suyun altinda en
uzun kalabilen o oldugu için ayni anda birkaç para çikardigi da
olurdu.
Biko, yayindan bosalmis bir zemberek gibi siçradi ve köye dogru
kosmaya basladi. Bir yandan bogazini parçalarcasina bagiriyordu;
- Yanniiiis! Yanniiiiis! Yannis Bikonun abisiydi.
Çocuk delirmis gibi çigliklar atarak köy kahvesine dogru kosarken
kahvenin çardaginda uyuklamakta olan Yannis, oturdugu sandalyeden
söyle bir dogrulup ufukta beliren ve giderek yaklasan toz bulutuna
bakti. Toz bulutunun ara sira dagilmasiyla çocugun düse kalka
kahveye dogru kosmasini görebiliyordu. Ayaga kalkti, günese
çikmamaya özen göstererek bir adim atti ve elini gözüne siper
ederek;
- �Umarim gemi erken gelmemistir. Kostuktan sonra dalmak çok zor
oluyor� diye söylendi.
Tugrul Akin
Biko kahveye ulastiginda yorgunluktan yere düsmüstü. Nefes nefese
geminin geldigini söylemeye çalisti. Zaten fazla bir sey söylemesine
de gerek kalmamisti. Yannis gemi lafini duyar duymaz iskeleye dogru
kosmaya baslamisti bile. Ayni anda Biko�nun çigliklarini duyan köyün
bütün çocuklari ve gençleri de iskeleye sandallarinin basina
kosuyorlardi. Bu yarisin en önemli safhasi gemiye en önce varmakti.
Kiyidan gemiye dogru telasli bir yaris baslamisti. Toplam sekiz
sandal vardi. Gemiye en önce ulasan Yannis, güverteye söyle bir göz
atti. Günesin kör edici parlakligi arasinda insanlarin yüzlerini
seçmeye çailsiyordu. Birden günesin parlakligina inat altin sarisi
saçlariyla güzel bir kiz belirdi güvertenin kenarinda. Yannis
kendini daha önce hiç böyle hissetmemisti. O hayvanlara özgü
öngörüsüz bir içgüdüyle kendini gösterme ihtirasi kapladi içini.
Kizin hayranligini kazanmaliydi ne pahasina olursa olsun. Gemiye
dogru bagirdi;
- �Ayni anda iki bozuklugu dibe varmadan çikarabilirim!�
Gemidekiler gülüstüler. Orta yasli bir turist;
- �Al bakalim!� diyerek suya iki adet bozukluk atti.
Daha paralar düsmeden Yannis suya atlamisti bile. Bir yunus kadar
hizli ve çevik daliyordu. Hiç zorlanmadan paralari çikardi.
Gemidekilerin hosuna giden bu gösteri hararetle alkislanmisti. Fakat
o kiz nedense hiç etkilenmemis görünüyordu bu gösteriden. �Daha
zorunu basarmaliyim� diye düsündü Yannis ve bagirdi;
- �Bu kez paralari birbirinden daha uzak noktalara atin!�
Yasli bir bayan elinde tutugu paralari suya firlatti. Hemen dalan
Yannis inanilmaz bir çabuklukla ikisini de daha suyun yüzeyindeyken
yakaladi. Aslinda dibe ulasmalari halinde otuz metrenin üzerindeki
derinlikten o paralari çikarmasi hemen hemen imkansizdi. Yannis
sudan kendini alkislayan turistlere selam verirken, gözü yine o kiza
takildi. Kiz hala umursamaz bir tavirla uzaklara bakiyordu.
Delikanliyi önüne geçilmez bir hirs kaplamisti.
- �Bu kez� dedi �Bu kez en büyük gösterimi yapacagim. Bu adanin bir
daha göremeyecegi türden.�
Güverteye dogru bagirdi;
- �Bu sefer alti tane parayi, alti uzak noktaya atin ve ben onlari
hiç suyun üstüne çikmadan çikaracagim.�
Güverteden hayret sesleri ile karisik bu gösterinin bu kadar
abartilmasinin gerekmedigi yönünde yorumlar geldi. Babacan yüzlü
sisman bir adam;
- �Bosver çocuk, gösterin zaten çok iyiydi. Kendini bu kadar yorman
gereksiz.� Diye bagirdi. Baska biri ise sisman adama;
- �Sana ne. Belki biz görmek istiyoruz� diye çikisti ve Yannis�e
dönerek;
- �Sen devam et evlat. Eger basarirsan sana çok özel bir sürprizim
olacak. Simdi atiyorum� diye bagirarak alti parayi alti uzak noktaya
firlatti.
Yannis hiç vakit kaybetmeden daldi. Suyun içinde paralarin
pariltilarini görüyordu. Ilk üç parayi yakalamakta hiç zorluk
çekmedi. Dördüncüde nefesinin yetip yetmeyeceginden süphelenmeye
baslamisti bile, çünkü adam paralari gerçekten birbirinden epey uzak
noktalara firlatmisti. Besinci parayi alirken artik kizin kendisini
takdir edecegini düsünüyordu, ama gücü gittikçe tükenmeye
baslamisti. Aradan geçen sürede paralar daha derine inmeye
baslamisti ve ister istemez kendisi de daha derine dalmak zorunda
kaliyordu. Suyun yüzeyinden gelen gürültüler artik iyice zayiflamaya
baslamisti. Altinci para oldukça derine kaymisti. Yorgunlugun
etkisiyle Yannis�in dalma hizi da yavaslamisti. Bir an altinci
parayi almaktan vazgeçmeyi düsündü, ancak çiktiginda o kizin
hayranligini kazanamama endisesi ile paranin pesinden gitmekte
tereddüt etmedi. Bilinci artik kaybolmaya baslamisti. Suyun
aydinligi giderek azaliyordu. Yannis�I tatli bir huzur sarmisti.
Artik sudan hiç çikmak istemiyordu. Birden karsisina bir yunus
baligi çikti. �Sanki beni çagiriyor� diye düsündü, ve paranin pesini
birakarak yunusu izlemeye basladi. Kendini mutlu hissediyordu artik.
Yunus onu daha derine daha uzaga çekiyordu sanki. Birden bedeninin
tamamen hafifledigini hissetti. Artik havaya da ihtiyaci kalmamisti.
Yavas yavas yukari dogru çikti. Asagi baktiginda kendini gördü.
Bedeni denizin sonsuz huzuruna dogru süzülüyordu. Nedense hiç
sasirmadi. Suyun yüzeyine çiktiginda geminin güvertesinde ve
sandallarda olaganüstü bir telas vardi.
- �Üzülmeyin. Ben buradayim. Kaybolmadim� diye bagiracak oldu ama
sesi çikmadi. Nedense insanlarin onun için üzülmesi anlamsiz
gelmisti. Güvertedeki o genç kizin, yasli bir adam ve yüzünde
üzüntüden derin çizgiler olusmus bir kadinla kamaralara dogru
gittigini gördü. Kizin elinde körlerin kullandigi bir baston vardi.
Agliyordu.adam kadinin üzüntüsünü hafifletmek istercesine
doktorlarin ameliyatin çok basarili geçtigini ve kizinin isitme
yetenegini tekrar kazanacagini söylüyordu. Kadin;
- �Biliyorum ama üzülmemek elimde degil. körlük ve sagirliga ayni
anda nasil dayanilir ki?� dedi.
Yannis mutluydu. Amaçsiz geçen onsekiz yildan sonra en azindan bir
amaç ugruna bedenini birakmisti.
- �Bundan sonra hep beraber olacagiz� dedi. �Sen bilmeyeceksin ama
hep yakininda olacagim.�
(19.06.97)
|